Sifilis ( Frengi ) Nedir, Belirtileri ve Tedavisi

Sifilis ( Frengi ) Nedir, Belirtileri ve Tedavisi

SİFİLİSİN BULAŞMASI

Sifilis mikrobu Treponema pallidum olup, bunun yapısı hastalığın bulaşmasının biçimini de belirler. T. pallidum anaerob bir mikroptur, yani açık havada yaşamaz ve bulaşmaz. Sifilis doğrudan temasla yani vücuttan vücuda bulaşır. En çok bulaşıcı olan, yani treponemalarla kaynaşan sifilis lezyonları genital bölgededir. Treponemaların yaşaması için en uygun ortam, cinsel organların örtücü tabakasıdır. Bunun içinde en uygun bulaştırma durumu, cinsel ilişki sırasında ortaya çıkar. Her 10 sifilis vakasından dokuzu cinsel ilişkiyle geçmektedir.

Sifilis cinsel ilişki dışında da geçebilir. Bulaşıcı sifilis lezyonları boğazda, ağız içi örtü tabakasında da görülebilir ve buraların sıcaklığı ve nemi , treponemaların yaşaması için elverişli bir ortam sağlar. Bu vakalarda ,enfeksiyon öpüşme ile bulaşır. T. pallidumun doğrudan doğruya deriden geçebilmesi kuşkuludur, fakat derideki en küçük çatlak, hatta mikroskobik bir kesik ya da sıyrık treponemaların girmesine izin verir. Böylece derideki çatlakla sifilisli bir lezyonun teması ,enfeksiyonun bulaşması için yeterlidir.

Son olarak sifilisli bir hamile kadının karnındaki çocuğa da hastalık bulaşır. Hamileliğin ilk 5 ayında gelişmekte olan plasenta yani son çocuğu korur,treponemaların geçişini önler. 5 aydan sonra bu baraj zayıflar ve sifilis mikropları çocuğun vücudunu kaplayıp, doğuştan şekil bozuklukları , düşük, bebek ölümüne neden olabilir.

BİRİNCİL SİFİLİS

Sifilis vücuda ilk yerleştiğinde, treponemaların bir bölümü lenf sistemi ile yayılır. Çoğunluğu ise enfeksiyonun meydana geldiği noktada kalır. Mikroplar bu noktanın çevresindeki dokuyu değiştirip, hastalığın bulaşmasından 3-4 hafta sonra ağrısız sert, açık bir yara olan şankr’ı oluştururlar. Bu birincil sifilis dediğimiz  tipin karakteristik belirtisidir.

Şankr’lar tek tek ya da gruplar halinde bulunabilirler. Çapı 3-4 milimetreden 3 santimetreye kadar değişen küçük kriterlere, yanardağ ağızlarına benzerler. Şankr’ın yüksek olan kenarları serttir, yüzüyse parlak kırmızı, bazen kabukludur. Genital bölgedeki şankr’lar ağrısız olur. Erkekte genellikle penis üzerindedir; bazen de sünnet edilmemiş derinin ya da üretranın içinde gizlenebilir. Kadınlarda genital şankr’lar genellikle gözden uzak biçimde vulvanın içinde, vajinanın duvarlarında ya da rahim boynunda olur. Eşcinsel ilişkilerin sonucu olarak, anüsteki şankr’lar gittikçe artmaktadır. Genital bölge dışındaki şankr’lar sık sık ağrılı olur. Bunlar, derideki bir çatlaktan sifilis mikrobunun girebildiği herhangi bir başka yerde, en çok da meme başlarında ve parmaklarda olabilir. Şankr yakınındaki lenf bezleri çoğunlukla enfekte olup şişer ve böylece teşhise yardımcı olur.

Şankr ya da birincil sifilis lezyonu, ortaya çıkışından 1 ile 5 hafta sonra kendiliğinden iyileşebilir. Bu sifilisin sona erdiğini göstermez. Tersine sifilisin birinci aşamasından ikinci aşamasına geçildiğini gösterir.

İKİNCİL SİFİLİS

Bu aşamada hastalığının vücuda yayılmasının etkileri ilk olarak görülür. Her ne kadar bulaşması lokal olarak oluyorsa da, sifilis sistemik bir hastalıktır. İkinci aşamada vücudun organları üzerindeki etkisi çok daha açık olur. Bu aşama genellikle hastalığa yakalandıktan 2,5 ay kadar sonraya rastlar. Vakaların yaklaşık dörtte birinde, ikinci aşama, şankr daha kapanmadan önce olur. Bazen de 6 aya kadar gecikebilir. Belirtiler arasında ateş, genel bir kırıklık, iştahsızlık vardır. Bazılarında baş ağrısı, eklem ve uzun kemiklerde ağrı olur ve bunlar geceleri artar. Boğazda yanma, lenf bezlerinde şişme görülür.

Bu ikinci aşamada deri döküntüleri de olur. Önce küçük, yuvarlak, gül renginde lekeler gövdenin yukarı kısmında ve kollarda belirir. Bu döküntüler o kadar hafif olabilir ki, suni ışık altında gözden kaçabilir. Maküler sifilid denilen bu döküntüler birkaç gün sonra kaybolabilir ya da daha sık görülen ve daha belirgin olan papüler sifilid haline dönüşebilir. Bu döküntü koyu kırmızı, hafifçe kabarık, 3 milimetreden bir buçuk santimetreye kadar olan lekelerden oluşup bütün vücudu, kolları, bacakları, avuç içlerini, ayak tabanlarını ve yüzü kaplar.

Treponemalar kıl diplerine de yerleşerek saçların tutam tutam dökülmesine ve yerlerinin güve yemiş gibi kalmasına neden olabilirler. Kaşların dış kısımlarında da dökülme olabilir.

Papüler yani kabarık lezyonlar, deli yüzlerinin sıcak, nemli alanlarda bir araya geldiği yerlerde, apışarası, kasıkların iç kısımlarında görülebilir. Bunlar geniş tabanlı, tepeleri düz, iri, etli kitlelere dönüşebilirler. Başlangıçta koyu kırmızı olup, sonradan beyazımtrak gri olurlar. Derinin üzerindeki ölü tabaka düşünce, lezyondan, treponemalarla vıcır vıcır kaynaşan bir sıvı sızabilir. İkincil sifilisin çok ender rastlanan bir tipi , 15. yüzyıldaki ilk sifilis salgınını anımsatır biçimde, derin yaralı lezyonlardan oluşup, tedavi edilmediği takdirde ölüme götürebilir.

İkincil sifiliste boğaz, ağız ve bademciklerde müköz plaklarda sık sık görülür. Bunlar koyu kırmızı çember biçiminde çevrilmiş, ortası kurşunimsi beyaz lezyonlardır. Boğazda yanma ve bazen ses değişikliği yapabilirler. Şankr’lara benzeyen müköz plaklar genital organlarda da görülebilir. İster ağız boşluğunda, ister cinsel organlarda olsunlar, bunlar son derece bulaşıcı lezyonlardır.

İkincil sifilisin belirtileri, tedavi edilmezse bile,  2 ile 6 haftada kaybolur. Deri döküntüleri ise tekrar belirebilir. Bundan sonra sifilis son aşamasına girer.

SESSİZ SİFİLİS

Bu aşama belirtisiz olup, hastalığın tek belirtisi, kandaki vdrl testinin pozitif olmasıdır. Bu aşamada, gebe kadından karnındaki çocuğuna geçmesi dışında, hastalık bulaştırılamaz. Vakaların üçte birinde hastalık kendiliğinden kaybolur. Bu kendi kendine bir şifadır. İkinci bir üçte birinde, kan testleri pozitif kalmakla birlikte, sifilis asla bu sessiz aşamadan ileriye geçmez ve hastalığın daha ileri belirtileri görülmez. Vakaların son üçte birinde ise, bu sessiz aşama sırasında hastalık vücudun çeşitli organlarına yerleşir. Bunun için gereken süre, 1 yıldan 40 yıla kadar değişir. Sonra son, üçüncü aşama başlar.

ÜÇÜNCÜ, SON AŞAMA

Üçüncü aşamaya gelmiş hastaların yüzde yirmi beşi sifilisten ölür. Belirtilerden biri gom olup, vücudun herhangi bir yerinde görülebilir. Derideki gomlar şekil bozukluğu yapar, fakat öldürücü değildir, nispeten daha selim tabiatlıdır. Omurilikte  ya da beyinde olursa körlük, felçler, akıl hastalıkları, ölüme neden olabilir. Treponoma pallidum kalp dokusuna özel bir ilgi gösterir ve bu yüzden her 10 sifilis ölümünün sekizi kalp bozukluğundan olur. Sifilis atardamarda bir zayıflama ve bunun sonucunda atardamarın duvarında balonlaşma meydana getirir ki, bu yırtılıp ölüme neden olabilir. Aynı biçimde aort kapağı hastalanabilir ve bu yüzden kan pompalanıp vücuda gönderilecek yerde, gerisin geriye kalbe döner ve böylece kalp yetmezliği olur. Bu aşamadan sonra ortaya çıkmış olan hasar artık onarılamaz duruma gelir ve tedavi ancak hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir ya da durdurabilir.

DOĞUŞTAN SİFİLİS

Bu yanlış bir terimdir, çünkü sifilis katılım yoluyla genlerden değil, doğrudan doğruya annenin karnındaki bebeğe enfekte etmesi ile geçer. Gebeliğin ilk 5 ayında pilasenta baraj görevi yapıp mikrobun çocuğa geçmesine engel olur, bu nedenle doğuştan sifilis önlenebilir bir hastalıktır. Annedeki sifilis erkenden ele geçip tedavi edilirse, çocuk hastalığa yakalanmaktan tümüyle korunabilir. Öte yandan annede farkına varılmamış bir sifilis varsa, anne karnındaki çocuğun ölümüne ya da kalıcı bir sakatlığa uğramasına neden olur. Annedeki sifilis lezyonu ne kadar ileri aşamada ise, düşük ya da ölü doğum yapma olasılığı da o ölçüde çoktur. Annedeki hastalık uzun bir süreden beri varsa, bunu çocuğuna bulaştırması olasılığı azdır, fakat bulaşma olursa, özel testler olmaksızın bunun ortaya çıkarılması daha zordur.

Doğuştan sifilisin belirtileri türlü türlüdür, çünkü sifilis sistemik bir hastalık olup herhangi bir organa yerleşebilir. Anne karnındaki çocuğun gelişmekte olan organlarında sifilis enfeksiyonunun etkileri özellikle tahrip edici olabilir ve anne karnında ölüm sık sık görülür. On yedinci yüzyılda doğuştan sifilis, anne karnındaki ölümlerin belki en önemli sebebiydi. Doğuştan sifilisli bir çocuk yaşarsa, deli lezyonlarından körlüğe ve sağırlığa kadar her türlü şikayeti olabilir. 2 yaşından önce farkedilen sifilis de genellikle kanlı bir burun akıntısı görülür. Bazı çocuklarda doğuştan sifilisin belirtileri 2 yaşından sonraya kadar görülmezse de bir takım belirtileri zamanla gelişip ortaya çıkar. Bunlar genellikle çentikli dişler, delik damak, burun kemerinin eyer biçiminde oluşu gibi kemik bozukluklarıdır. Doğuştan olan sinir sistemi sifilisi, en önemli tiplerden biri olup felç ve zeka geriliğine neden olabilir.

TEŞHİS VE TEDAVİ

Sifilisin belirtileri çeşitli değişiklikler gösterir. Cinsel ilişkiden meydana gelen bulaşma ile ilk belirtilerin ortaya çıkması arasındaki kuluçka devresi 10 günden 3 aya kadar değişir. Sifilisin ilk belirtileri erkeklerde erkenden ortaya çıkarsa da, anlaşılmayabilir ya da üzerinde durulmayabilir. Kadın sifilis taşıyıcısı olduğu halde, kendinden hiçbir şey fark etmeyebilir.

Sifilis teşhisindeki en önemli nokta yapılan kan testleridir. Hastalığın belirli aşamalarında ortaya çıkarmanın tek yolu kan testidir. Bu kan testleri iki gruptur: spesifik ve nonspesifik. Nonspesifik testler genel taramalarda ve bağışıklık cisimlerini saptama yoluyla yarar sağlar. Bu testler birçok ülkede evlenmek için zorunlu olarak istenmektedir.

Nonspesifik testlerin sonuçları pozitif çıktığı, fakat kesin teşhis için daha ileri tetkiklerin gerektiği durumlarda spesifik testler istenir. Belirli aşamalarında hiçbir belirti göstermeyen sifilis de bu durum sık sık olur. TPI ve FTA-ABS gibi sifilise karşı mücadele edebilmek için vücudun ürettiği bağışıklık isimlerini ortaya çıkarabilir.

Spesifik testler sifilisi ortaya çıkarmakla kalmaz, tedaviye yolda gösterir. Bu testler pozitiften negatife dönünce hastalık iyi olmuş demektir.

Taze bir lezyon bulunduğu takdirde bunun üstü kazınıp bir mikroskop altında incelenerek de sifilis teşhisi konulabilir. Bu teşhis tekniğine  sadece zührevi hastalıklar uzmanları başvururlar.

15. Yüzyıldaki doktorların buldukları Arap yazılarında, uyuzu tedavi etmek için kullanılan civalı merhemler tanımlanıyordu. Buna benzer deri yaraları sifiliste de olduğu için sonraki 400 yıl boyunca bu merhem kullanıldı. Hastalara bu ilaç kalın bir tabaka yapacak biçimde sürülür, sıcak, buhar dolu bir odada 30 gün terletilirdi. Çok kişiye, bilgisiz doktorlar tarafından yüksek zehirleyici dozlarda ilaç verilirdi. Hastalardan sürekli olarak salya akar, ağızlarında, dudaklarında yaralar olur, diş etleri şişer ve dişleri dökülürdü. Birçokları bu zorlu tedaviyi yürütmektense ölümü yeğlerdi.

Bugün sifilis tedavisinde penisilin en etkili ilaçtır. Treponema pallidum bu İlaca karşı özellikle duyarlıdır. Penisilinin miktarı sifilisin aşamasına bağlıdır, birincil ve ikincil sifilis de normal doz, 2.400.000 ünite benzathine penisilin G’nin bir defada ve kalçadan zerk edilip, bir hafta sonra tekrarlanmalıdır. Başlangıç halindeki ve aktif sifilis bu tedaviye hemen cevap verir, daha ileri safhalardaki vakalarda ise, daha yüksek dozlar gerekir. Bununla birlikte tedavi vakaya göre değişir ve sadece zührevi hastalıklar uzmanlarınca yürütülmeli, tedaviye alınan cevap da onlar tarafından değerlendirilmelidir. Sonuç tatmin edici değilse, daha yüksek dozlar uygulanır.Birincil sifiliste henüz pozitif kan testi meydana gelmeden tedaviye başlanmışsa, büyük doku değişiklikleri yapmalarına fırsat vermeden mikroplar yok edildikleri için, testler negatif olarak kalır. Test henüz pozitif olmuşsa, tedavinin etkinliği, testlerdeki değişiklikten ve belirtilerin kaybolmasından anlaşılıp değerlendirilir. Penisiline duyarlı hastalarda, eritromisin, terramisin gibi başka antibiyotikler kullanılır. Sifilisin son aşamasında ve doğuştan sifiliste antibiyotik tedavisinin etkinliği fazla değildir, sifilis bunlarla tedavi edilirse de, yaptığı harabiyet öylece kalır. Sifilis öyle tehlikeli bir hastalıktır ki, ancak bu hastalığın teşhis ve tedavisindeki en son gelişmeleri izleyen uzmanlar tarafından tedavi edilmelidir.

Benzer Yazılar
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir